Kendimi dinledim. Baktım duyuluyorum konuştum. Kendimle konuştum birkaç cümle. Tıkandım. Acımasızdım , hak etmeyerek suçladım kendimi, yersiz eleştirdim. Kusurlusun dedim, kusurundan ötürü sevilmedin, yalnızsın, arkadaşın yok, ailen yok, hele dostun hiç yok dedim kendime. Kimse yokken bıraktım kendi elimi. Sevilmekle kusursuzluğu eşleştirdim. Sevgi azlığını, değer algılamla birleştirdim.
Ne alakası var canım Sümeyyem. Ömrünü fakirlikle geçirmiş biri diyebilir mi ki ben değersizim. Kusurum çok diye aç yattım bu gece. Kusurluyum diye anca ayda bir et yiyebildim. Ben değersiz ve kusurluyum diye hiç ev sahibi olamadım, hep toplu taşıma kullandım.
Biri bana parasızlıktan dert yansa; Allah beni sevmiyor ki para vermiyor, parasızım diye insanlar bana değer vermiyor dese biri, ben ona ne derim??
Olur mu hiç. Bu rızık meselesi derim. Sevilmekle alakası yok bunun derim. Tuhaf gelir hatta bu olayı bu şekilde algılamış olması.
Peki ne farkı var benim halimle. Sevgide bir rızık değil mi? Allah evi, arabayı, ekmeği kısmadıda sevgiyi kıstı diye hayatından bu feryat niye. İsyan değil mi bu? Nankörlük değil mi? İmtihan olduğu gelmiyor mu aklına? Bu işin ahiret boyutu, sınav sonucundaki karşılık neden gelmiyor aklına?
İmtihan Sümeyyem imtihan. Değersizlikle, kusurla, sevgiye layık olmamakla alakası yok. Hayat bir senaryo, bu da senin rolün. Bu rolü ne kadar kurallarına göre oynarsan o derece karşılık alacaksın. Gerçek Sümeyye bu da değil hem. Rolünü çok sahipleniyor ve duygusallaşıyorsun. Gerek yok. Rızık olarak verilenlerin şükrünü yapta, verilmeyenlere bu kadar derinleşme.
Çünkü hiçbir oyuncu rolün refahına takılmaz. O rol ne olursa olsun onu en başarılı şekilde oynayıp alacağı alkışı, alacağı karşılığı düşünür. Eğer alkış sevilmemekte, yalnızlıkta, anlaşılmamata ise doğru oyna rolünü. Gereksiz dramatize etme.
İstanbulda, boğazda gün batımı. Kainatı duyuyorum. Mevlamda beni duyuyor ve görüyor. Benim için yaratılan alemler var. Daha beklediğin ne sevgi var???
Yorumlar
Yorum Gönder